Archive for the ‘murat celikle yapılan bir röportaj…’ Category

murat celikle yapılan bir röportaj…

March 8, 2007

İlhami Yetiş – Necmettin Çakmak ‘ın Murat Çelik Röportajı…
Çığlık atasım geliyor…

Düş Sokağı Sakinleri’ nden SEYYAH’ a

Murat Çelik ismini Düş Sokağı Sakinleri’ nden biri olarak tanıdık. Grup reklam yapmadan, sessiz sedasız bir şekilde albümler yapmaya başladı ve bu albümler kulaktan kulağa yayıldı; kendi dinleyicisini buldu. Düş Sokağı Sakinleri’ nin Murat Çelik’ i ara vermeyi tercih etti daha sonra. Bir arayış müziği içinde olduğu söylenebilir Çelik’in. Uzakdoğu öğretilerinden mistik dünyaya kadar ilgilerini genişleten grubun doğal gelişimi Murat Çelik’in kendi içine dönmesiyle kesildi. Sanatçı çeşitli felsefe disiplinlerinden söz eden insanlara Hz. Peygamber’den bahsediyordu. Konser sonrası cami soruyor ve seccadesini yanından ayırmıyordu. Grup dağılma noktasına gelmişti. Çünkü Murat Çelik müzikle ilgili kendi içinde fırtınalar yaşıyor, ne yapabileceğini düşünüyordu. Sonunda kaldığı yerden devam etmeye karar verdi. Bu sefer tek başınaydı ve grubun ismini kullanmadan ilk albümünü sunuverdi. “Seyyah” Murat Çelik’in müzik çizgisine aşina olanlar için şaşırtıcı değildi. Bu albüm de sevilecek, dinlenecekti. Çok fazla bağırmıyor Çelik ama çığlıklar atıyor. Kendi dünyasına açılan kapıda “Seyyah” ın bütün yol izlenimlerine aşina oluyorsunuz. Yüreğine, düşünce dünyasına, kırılganlıklarına, sevinçlerine yarım kalan duygulara yaklaşıveriyorsunuz. Müziği yer yer acı veriyor, sizi iç muhasebenizle başbaşa bırakıyor ve neler yaptığınızı görmek istiyor. Düş Sokağı Sakinleri’ nden ‘Seyyah’a Murat Çelik için değişen bir şey yok. Yine müzikte en güzeli yakalama, yine şarkılarını söyleme, yine tefekkür, yine yolculuk…

Murat Çelik’le Beyoğlu’nda çaylar eşliğinde sohbet ettik.

“Düş Sokağı Sakinleri kendine has nasıl bir üslup oluşturduysa, Murat Çelik de kendine öyle bir üslup oluşturdu. Ben konuşmaktan ziyade benim dinleyicilerimin müziğimi, yerimi belirlemelerini istiyorum. Eğer ben oradayım, buradayım dersem standartlaşmış olurum.”

Murat Çelik kendi müziği hakkında konuşmayı sevmiyor. Dinleyicilerin ne söylediğini, ne düşündüğünü merak ediyor. Müzik serüvenini özetleyen sözünü söylüyor: “Bir şeyler yapmaya çalışıyorum.” Mesaj kaygısı yok: “Çünkü dinleyen ne olduğunu anlayacaktır, zaten. Öyle bir kaygım olsa, ajite müzikler yaparım. Hissediyorsa, becerebilmiştir, hissedemiyorsa ben becerememişimdir.” Ciddiye alınan bir söylem sahibi olarak Düş Sokağı Sakinleri ve Murat Çelik’in müzik anlayışı neydi?

Dinleyicinin Yara Almasını İstiyorum

“Biz Düş Sokağı Sakinleri olarak 1993-1994 yılında albüm ilk çıktığında söylemiştik: Protest müzik yapmayacağız diye. O zaman pop müziğin en iğrenç dönemleriydi ve aynı zamanda ciddiye alınabilecek grupların sol ağırlıklı ajite edici bir söylemleri vardı. Vur deyince öldüren bir müzikti bu. Bana göre bir şeyin etkisinin sürmesini istiyorsan onu öldürmeyeceksin, sadece yaralayacaksın. Ben yaptığım müzikte de bunu istiyorum. Dinleyicinin bir yara almasını ve o yara iziyle yaşamasını istiyorum. Yaptığım parçaların hepsinde kendimle olan kavgalarım var. Şimdi bu daha da belirginleşti ve artık karşımdakine olan bakışım da yansıyor müziğe.”

Müziği çok farklı türleri barındırıyor. Örneğin diyoruz protest nerede duruyor bu müzikte?
“ ‘Doğmak sorun değil, yaşamak ustalık’ diyorsam eğer, ‘paylaşmak hep bahane, kendini tanımadan’ diyorsam burada protestin kralı yapılıyor. Bir başkaldırı, dinleyiciye düşen yük? Kendini bilen, nefisini bilen Rabbini bilir. Yapılan müzikte sisteme bir başkaldırı var. İşte burada dinleyici kendini gösteriyor. ‘Aramak aşktır bana’ derken, iş benden çıkıyor. Kendimle olan kavgalarım var. İşe önce kendimizden başlamalıyız. Mevla ne diyor; ‘Siz nefsinizde olanı değiştirmedikçe, biz o toplumda olanı değiştirmeyiz’ “

Piyasa müziklerine eleştiri getiren Çelik’e göre, müzik dünyası put üretiyor.

“Benim kavgam en başta içinde bulunduğum dünyanın putları.Müzik dünyasında icra eden, üreten ve dinleyen arasındaki ilişki korkunç bir yara alıyor. Çünkü öyle aşırı bir yüceltme var ki puta dönüştürülüyor müzik yapan insan.”

Dinleyicisi ne ifade ediyor sanatçı için?

“Ben dinleyicisinden bir şeyler öğreneceğini düşünen biriyim. Müzik yapan daha üst bir noktada durmaz, bir simitçiden, bir demirciden farklı değildir. Albümümü yaparım, beğenen söyler, beğenmeyen açık açık eleştirir… Çünkü yaptığınız müzik iyi de olabilir kötü de. Önemli olan buradaki tercihinizdir, bu tercih sizin yaşama bakış ve algılayış pencerelerinizden birini oluşturur; cama değil camdan bakmak gerekir.”

Müziğinde yer alan acının tarifi, müzik piyasasının basit, gündelik çizgisini de adeta özetleyen şu cümlede gizli:

“Sistem o kadar güçlü ki, farkında olmadan kara delik gibi seni emiyor.”

İkiyüzlülüklere karşı çıkan Çelik, şöhretler dünyasında işlerin değişik olduğunu söylüyor:

“Egosunu tatmin edenlerin aslında farklı bir dünyaları var. Aynı sıkıntıyı ben arkadaşımla beraberken yaşadım. ‘Ben müslüman olduğumu farkettirmem’ diyorlar. Neyden kaçıyorsun ki!”

Türkiye bir şekilcilik ülkesi mi? Evet, asırlarca farklı bir renk taşıyan, her renge kendi bünyesinde yer veren, çeşitliliğe açık olan ülkemiz insanı bir şekilcilik hastalığına mı tutuldu?

“Ne yazık ki öyle… Marks’ tan bir laf söylüyorsun. Yada Freud’tan, ama ‘Peygamber Efendimiz şöyle şöyle söyledi’ dediğinde hemen suratlar değişiyor. Ne oluyor yani? Bir anlam veremiyorum ama böyle oluyor. En sağlam dediğin insanların bile son kertede şekil şemal sevdalısı olduğunu görüyorsun. Milli Takım’da bunun örneklerini görmedik mi? İşte bunlarla uğraşıyoruz. Uğraşmakta gerekir.”

Grubundan ayrıldı ve bir anlamda yalnız kaldı. Bu yalnızlığı medya haberleriyle doldurmadı Murat Çelik, sessizce yolunda yürümeyi seçti.

“Medyada görünmek gerekmiyor illaki! ‘Şer bildiğin şeyde hayır, hayır bildiğin şeyde şer vardır’ diyor Allahü Teala. Dediğiniz doğru, bu biraz benim aleyhime oldu. Ama Allah şahidimdir hiçbir zaman tedirginlik duymadım, çünkü o diyor ki ‘İnananlar yalnızca bana güvensinler yalnızca bana dayansınlar’.”

Müziğim Tefekkürü Akla Düşürsün

“Müziğim Allah’a tefekkür eden birine eşlik etsin istiyorum. Müziğim tefekkürü akla düşürsün istiyorum. Tasavvuf müziğini seviyorum ama alıcısı, hedef kitlesi çok belli. Ben bu ülkedeki yüzbinlerce öğrenciye, genç insana seslenmeli, aşkı hissetmelerini sağlamalıyım. Bu albüm bir köprü olmalı.” diyen Murat Çelik konserlere Kasım Aralık gibi başlamayı düşünüyor. Sanatçı canlı müzik taraftarı ve seyirciyle yüz yüze olmak istiyor. 1988’den itibaren müzikle uğraşan sanatçı müzikte tekdüzeliğe düşmemek için çırpındığını söylüyor:

“Bu albüm çıktı ya yenilerini yapmak için yol aldığımda acayip tırsıyorum. Çünkü farklılıklar olması lazım. Tekamül olması gerekir. Eğer yeni bir şeyler yapmazsak kendimizi tekrar etmiş oluruz. Yaptığımız beş albüme baktığımızda bir gelişme içerisinde olduğumu görüyorum. Birbirinin tekrarı değil. Enstrüman olarak bir tekrar olabilir. Ancak bu ruh yapısına bağlı.”

Üretmenin ilahi olduğuna inanan sanatçının yorumu şu yönde:

“Zanaatkârlar ve sanatkârlar var. Virtüöz vardır, bilirsiniz. Manyak gitar çalabilir. Gel gelelim üretme aşamasında bir şey yoktur. Üretme çok ilahi bir şeydir. Mevlâ’nın direkt lütfudur. Kimse ben yaptım diyemez. Çalışarak bir yerlere gelebilirsiniz, ama üretmek ilahidir.”

Namaz, Müziğe Engel Değil

Arayışları bir sonuç verdiğinde, kendini ve çevresini gözlemlediğinde şaşırtıcı bir gerçekle karşılaşır Murat Çelik:

“Bir maden işçisi de olabilirdim, ama burada olmamı isteyen ve sağlayan Allah. Veren o, mülk de ona ait. Namaz kılmak müzik yapmaya engel mi? İnandıktan sonra, inanmayan insanlarla inanılmaz mücadelelerim oldu. Ama inandığım için sırtlarını dönmeleri gurur verdi bana. ‘Hikaye anlatıyorsun’ dediler. ‘Benim’ demenin ne olduğunu anlatmak çok zordur. Allahü Teala bir ayetinde diyor ya; ‘İnsanları Allah’a çağıran, iyi iş yapanlardan ve ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?’ Bunları söylediğimde kızıyorlardı. ‘Mevlâ’nın dediği gibi, ‘hayırlar rüzgarda uçuşan küllere benzeyecek’.”

Murat Çelik’e son bir soru soruyoruz. Dindar insanların dinlediği ve dindarlara yönelik yapıldığı söylenen müziklere nasıl bakıyor? Çoğunun yeterli olmadığına inanıyor Çelik.

“İslami camianın sanatçıları kendilerini geliştirmek zorundalar. Aynı şeyleri Temcit pilavı gibi vermeye devam ederlerse o zaman tıkanıp kalırlar. Bu adetullahtır. İyi olmak yetmiyor. Çığlık atasım geliyor yapılan müziklerin yetersizliği karşısında.”

Müzik kalbe dolaysız girer

Kendisinin yaşadıklarına benzer bir süreci de Cat Stevens (Yusuf İslam) yaşamıştı. Bu dönemde ne düşündü Çelik?

“Cat Stevens gibi milyonlarca insanı etkileyen biri. Müslüman bir kimlikle aynı müziği yapmaya devam etseydi daha iyi olmaz mıydı? Allah bilir ama çok büyük bir açılımdı. Müzik çok büyük bir güç çünkü. Plastik sanatlar, resim gibi sanat alanlarından zevk alabilmek için az buçuk eğitim almak gerekir, ama müzik insanın kalbine dolaysız bir şekilde girer.”

Müzik hayatın neresinde?

“İlahi bir tarafı var müziğin. Konserlerde cami soruyorum, bakıyorum bir kaç genç önce şaşkınlık yaşıyor, sonra gelip benimle birlikte namaza duruyorlar. Müslüman’ca yaşamak kabuğuna çekilmeyi değil hayatın içinde olmayı gerektiriyor. Peygamberimizin ve sahabenin hayatına baktığımız zaman onlar her zaman ve her an hayatın içindeler. Bizzat ‘orada’ olmalısın.” Neden namaz kılan sanatçılar olmasın? diyen Çelik’e göre “burada en büyük hatamız Peygamberimizle ilgili asıl noktaları ıskalıyor olmamız. Onun eşyaya ve insana, insan ilişkilerine, insanlığı okumasına dikkat kesilmemiz lazım. Peygamberimiz heykeli mi kırdı putları mı düşünmek lazım.”

[ Yukarı Dön ]

·  Alper İlhan – Emine Gürbüz ‘ün Murat Çelik Röportajı (düşLE-Aralık 2003)…
(19 Aralık 2003 – Cuma / Eskişehir Arı Sineması)

Eskişehir’de soğuk, buz kadar soğuk yer ve gök. 150 kadar kişi Eskişehir Arı Sineması’nda. Biraz gecikmeyle başlıyor uzun zamandır beklenen hissediş, Murat Çelik sahnede. Bir noktayla geçip gidiyor konser. Anlatmak mümkün değil… hatırlamak da… hissettiklerimizle efsunkâr olmuş çıkıyoruz salondan. Murat Çelik imza dağıtıyor, ayak üstü biraz konuşup imza dağıtmasını bekliyoruz. Saat 00:00’a gelirken Kütahya konseri için yola çıkmadan önce Murat Çelik’le çıkış kapısı koridorunda, eşyalar toparlanıp otobüse götürülürken buz kadar soğuk yer ve gök etkisiyle konuşmaya başlıyoruz; soğuğu hissettirmeyen içtenliği, gözlerindeki ışıltı, söyledikleri, tavırları ve daha fazlası için ona bir teşekkür sunarak:

düşLE : Nasıl gidiyor konserler?

Murat Çelik : Hepsi çok iyiydi. İki seneye yakın ben hâriç herkes konuştu müziği bıraktı, şöyle oldu böyle oldu… Düş sokağı ismini ben buldum, sakinini o buldu falan filan. Acayip acayip muhabbetler, hiç hoşuma gitmeyen şeyler. Bu turnede önemli olan insanlara sahnede olduğumu göstermekti. İnşallah seneye daha kapsamlı bir turne düşünüyoruz. Nasıl geçti dersen, seyirci olarak çok yoğun geçmedi. Tabii bunda aralık ayının da etkisi var. Aralık ayı sınav haftası, yıl sonu, kış mevsimi ve turne için uygun değil, bir sürü etken var. Bunların hepsinin bilincindeydik. Sahne olarak iyi geçti, benim açımdan Allah’a hamd olsun iyiydi, şikâyetim yok.

düşLE : Temmuz Prodüksiyon’la çalışmaya başladın sanırım…

Murat Çelik : Evet, yeni tanıştık onlarla. Hepsi çok içten, samimi insanlar. Onlar da benimle birlikte yeniden bir yapılanmaya girmek istiyorlar. Ben de öyle… çünkü bazı dezavantajlarım oldu. Herkes, Murat Çelik’i Düş Sokağı Sakinleri’nden ayrıldı biliyor, hâlbuki öyle bir şey yok. Tersi… bırakılma durumu oldu, o yüzden de mesela arkadaşım şanslıydı. Düş Sokağı Sakinleri ismini kullanarak gezdi, bu bir serzeniş değil yani… sadece söylüyorum. O şanslıydı, ama böyle güçlükler yaşayacağız. Bu güçlükleri yaşayarak biz bir yere geldik, gene öyle geliriz.

düşLE : Murat Yılmazyıldırım bir çelişki yaşadı ama, Düş Sokağı Sakinleri ismini kullandı, Düş Sokağı’na çevirdi… o neden böyle yaptı?

Murat Çelik : Valla bilemiyorum, ben hep dua ediyorum Allah’ım hep daha iyisini versin ona. Onlara da pek fazla girmek istemiyorum zaten.

düşLE : Peki bundan sonra, bu turneden sonra, turneler devam edecek mi?

Murat Çelik : Galiba tek tek falan devam edecek, bir konser iki konser gibi. Bir de nisan-mayıs döneminde üniversitelerde şenlikler oluyor, o tarz bir şeyler olabilir. Şimdilik görünen bu…

düşLE : Sahnede iyi geçti dedin, seyirci açısından sesimi duyurmaktı amaç demiştin, sesini duyurabildiğine inanıyor musun?

Murat Çelik: Evet, tabii inanıyorum. Şundan dolayı inanıyorum, herkes çok mutlu ayrıldı. Bunun anlamı şudur, herkes birbirine anlatacak demektir. İnşallah daha da iyi olacak, çünkü biz onlara güveniyoruz, biz hep böyle başladık. Daha önceleri, yıllar önce otuz kişiye, kırk kişiye, on beş kişiye çaldık. Gerek kişilik, gerek müzik olarak samimiyeti ve performansı, farklılığı gördükten sonra insanlar o yayılıyor bir şekilde.

düşLE : Yaptığınız işlerin iyi olduğunu gördükten sonra insanlar yayılacak elbette. Peki, yeni albüme daha çok var diyorsun…

Murat Çelik: “Seyyah”ı çıkarttıktan sonra istedim ki herkes on sene on bir sene öncesinde olduğu gibi kulaktan kulağa yaysın. Nitekim öyle de oluyor, albüm satışları hamd olsun güzel, yani çok güzel. Bir senesi daha var. Ben öyle çok çabuk albüm çıkartmak istemiyorum. Hem müziğimi, hem kendimi, hem rengimi, hem seyircimi eskitmek olur bu.

düşLE : Bir de değişim bekliyorsun herhâlde…

Murat Çelik : Zaten dikkatli bir Murat Çelik dinleyicisi ve takip edicisi gerek sözlerde, gerekse melodik yapıdaki farklılığı -abartı bir farklılık değil tabii de- o arayışı görecektir. İşin doğrusu da o… Nereye kadar çiçek, böcek, düş müş muhabbeti? Karşındaki insalar aptal değil yani… Ben kendimi geliştirdiğim müddetçe, benim dinleyicim de kendini geliştirir; onlar kendini geliştirdikçe ben de kendimi geliştiririm. Karşılıklı bu yani… Bir yerler, iki yerler, üçüncüsünde yemezler kafa üstü atarlar adamı aşağıya, işin doğrusu bu yani.

düşLE : Murat Yılmazyıldırım’ın “Büyü” albümü dinledin mi?

Murat Çelik : Dinledim…

düşLE : Bir polemik olsun istemiyoruz, sakın yanlış anlama bizi…

Murat Çelik : Hayır, yayınlayabilirsin söyleyeceklerimi. Bakın şimdi, şu çok önemli. Edebi kurallar ve edep aşılmadığı müddetçe…

düşLE : Belki sen aşmıyorsun âbi, ama öyle yerlere getiriliyor ki olaylar…

Murat Çelik : Valla o beni ilgilendirmiyor, üzülüyorum aslında. Ama eleştirilmeyecek hiçbir kişi yada kurum yoktur. Bizim derdimiz burada kişiler değil, ortaya iş konuş, iş eleştirilir. Benim albümlerimi yerden yere vurun, eleştirin, kimse bir şey diyemez. Yılmazyıldırım’ın “Büyü” albümü ve “Cennet” albümü için diyebileceğim şu ki… artık sürekli aynı şeyler. Söz aynı, melodi aynı… her şey aynı. Nereye kadar gidecek böyle? Nacizâne söyleyeceğim bu. Ama tabii bundan kimse bir şey çıkartmasın, biz yapılan işi eleştirmeyecekse kiminle konuşacağız, ne yapacağız? İşin doğrusu bu… Başkaları da gelecek benim albümümü eleştirecek, sevecek yada doğruları, yanlışları söyleyecek. Ama nacizâne olarak kardeşimi görüyorum…

düşLE : Biraz değişim gerekiyor sanki…

Murat Çelik : Ciddi anlamda gerekiyor… öyle söyleyeyim, ciddi anlamda. Bana hep şey gibi geliyor, Düş Sokağı Sakinleri’nin ekmeği hâlâ yeniyor, üzerine yatılıyormuş gibi geliyor. Ama bir yere kadar taşır…

düşLE : Taşıdığı yere kadar mı, yoksa taşımadığı noktada da kırgınlıklar yaşıyor musun? Yani niye böyle bir şey mevcut, niye o ekmek yeniyor, neden yenilik değişim aranmıyor diye soruyor musun kendine?

Murat Çelik : Valla şimdi daha iyisi, daha kötüsü benim harcım değil. Pek söylemek benim haddime değil. Hiçbir şekilde saygısızlık etmek istemiyorum, tekrar üzerine basarak söylemek istiyorum. Dünyanın her yerinde böyledir, olması gereken de böyledir. Bana soruyorsanız, bayağı bir aşması gerekiyor… çünkü bakıyorsun mesela, otuz tane kelimeyle, sekiz tane on tane albüm çıkartıyorsun. Bu hakikaten tehlikeli bir olay, ciddi bir dinleyici hem müzikal ve hem söz anlamda sağ duyu sahibiyse, -öyle fanatik falan filansa ne dersen de fark etmez!- (beni yerlere batırırlar şimdi ama) görür, görmesi de gerekir, işin doğrusu bu.

düşLE : Siz albümlerde değişim istediğinizi söylediniz. Bir sonraki albüm ne açıdan değişebilir, müzikalite ve sözler açısından daha farklı hangi yöne kayabilir? Çünkü, Düş Sokağı Sakinleri’nde yapılan işler bir yerde… Su Düşleri bir yerde… Seyyah başka bir yerde…

Murat Çelik : Ben de bilmiyorum, merakla bekliyorum. İnsanın ana teması, öz yapısı değişmez zaten. Melodik anlayışı o kadar değişmez, ama onları işleyiş ve sunuş biçimlerinde biraz farklılık olması lâzım. Şâirin şiirine, imgelerine olan saygısı gibi; her şeyi alıp koymaz. Bir ressam; her karaladığını resim diye koymaz. Bu her şeyden önce insanın kendisine olan saygısını gösterir. O yüzden de ben acele etmek istemiyorum. Yani benim için nicelik önemli değil, nitelik önemli. Artık benim dinleyicilerimde de Allah’a hamd olsun onu görüyorum. Onlar artık kadehe bakmıyorlar, içindeki şaraba bakıyorlar. Ben de ne olacak tam bilmiyorum, ufak-tefek kafamda plânlar var tabii; ama bunlar ancak ilham olur gelir, yoksa… istesem de ben de yaparım birçok parça. Bu iş ulaşmıyor o zaman… anlatabildim mi? Ulaşmıyor… O yüzden bize ten yolcusu değil, can yolcusu lâzım.

düşLE : Peki, Seyyah albümünün dinsel değişimle bu hâle geldiği söylendi. Yeni albümde çok mu farklı bir tarz olacak?

Murat Çelik : Şunu hemen belirteyim, insanlar öyle acayip beklenti içine girmesinler. Öyle bir şey yok, küçük farklılıklar olacak, yani öyle olacağına inanıyorum. Ama dini anlamda, ben açık açık söylüyorum ve her yerde de söylüyorum. Bu beni ilgilendiren bir şeydir, Elhamdülillah Müslümanım… Müslümanlığın gerektirdiği vecibeleri yerine getirip yapmaktan da gurur duyuyorum. Bu tamamen benimle ilgili olan bir şeydir. Bu yüzden çok yaralar aldım, iki sene boyunca ben hâriç herkes konuştu. Ama hiç kimse sormadı; Murat Çelik ne düşünür, ne yapar, nasıl yaşar, bu iki sene boyunca ne oldu? Arkadaşlık ne demek, dostluk kavramı ne demek…

düşLE: Dostluk deyince, Yılmazyıldırım’la hiç görüşmüyorsunuz değil mi artık?

Murat Çelik : Ben hâlâ söylüyorum, herkese de söylüyorum. Murat Yılmazyıldırım’a söz söyletmem, toz kondurtmam. Yirmi yıllık bir arkadaşlığım var. Sahne hayatımız var… Ama, Murat Yılmazyıldırım ısrarla benimle görüşmek istemiyor. Daha yapabilecek bir şey yok, ne yapabilirim? Ne oldu ki bir albüm önce, iki albüm önce Tanrı’ya şükrediyorum böyle bir adamla çalıştığım için diyen bir adam… ne oldu bir anda da iş bitiyor? Benim, çok samimi söylüyorum, en ufak bir problemim yok, en ufak bir saygısızlık da yapmadım. Yoksa ben salak bir insan mıyım, bir insanın aptal olması lâzım marka olmuş bir ismi bırakması için.

düşLE : Kitle nereye kaydı onu tartışmayalım; Murat Yılmazyıldırım’a yada Murat Çelik’e kayanlar, ayrı kalsınlar, birlikte olsun diyenlerden öte alternatif, tabanda bizim gördüğümüz kitle seni hep hisseti. En azından bizim etrafımızdaki insanların çoğu böyleydi. Umuyoruz ki yeni konserlerle, yeni albümle birlikte daha fazla insanın sana ulaşacak sağlanacak…

Murat Çelik : İnşallah, yani bu olayda iki şey önemli. Bir, samimiyet; hayatınla söylediklerinin örtüşmesi. İki, kalite; devam ettirebilme kaliteyi… İkisinden biri eksik olursa olmaz bu iş.

düşLE : Gözlerinde hissediyoruz, hissettiklerini görebiliyoruz… Çok teşekkür ederiz, her zaman yanındayız.

Murat Çelik : Eyvallah sağolun… sağolun.

düşLE : Bu arada Ayrılık’ı Murat Kekilli söyleyecekmiş galiba…

Murat Çelik : Evet, Murat’la daha önce bir sohbetimiz olmuştu. En son yine görüştük, istedi şarkıyı. Ben o çocuğu çok sevdim, gerçekten de sevdim. Ha soruyorsan müziğini seviyorum, açık söyleyeyim hiç sevmiyorum, tarzım da değil. O çocuğu çok sevdim, öyle istekliydi ki, öyle sevmiş ki o parçayı… Ne olacak abi ya mezara mı götüreceğim parçayı? O kadar da seveni var adamın, nasıl siz mutlu oluyorsanız, ben mutlu oluyorsam. Bırakalım onun arkadaşları da mutlu olsun, dinleyenleri de mutlu olsun… ne güzel böyle bir mutluluğa ortak olmak. Ne yapacağım, ‘Ayrılık’ benim parçam vermem etmem… aman abi ya, Allah daha nicelerini verir inşallah…

Advertisements